| Üye Durumu |
Çevrimiçi Ziyaretçiler: 4
Çevrimiçi Üye Yok
Kayıtlı Üyeler: 29
Son Üyemiz: tiestoma8r
|
| Sayac |
Online Misafirler: 4 Online Üyeler: Aktif üye yok
Kayitli Üyeler: 29 En yeni Üyemiz: tiestoma8r
| Bügünki Ziyaretcilerimiz: | 110 | | Online Ziyaretciler: | 4 | | Ayni anda en fazla Ziyaretci sayisi: | 12 | | Bir Gün icinde en fazla Üye: | 1305 | | Dün icin Ziyaretci Sayisi: | 110 | | Bu ay Ziyaretciler sayisi: | 6426 | | Toplam Ziyaretciler: | 55199 |
Son 24 Saat:
|
|
| Hoşgeldiniz |
|
Gaildorf ve Çevresi Türk Okul Aile Birliği İnternet Sitesine Hoşgeldiniz
|
| REGAIB KANDILI |
REGAİB KANDİLİ
KÖŞE BAŞI
SADIK DAĞDEVİREN
Gazeteci-yazar-şair ve araştırmacı
Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be", kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"’den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, "reğîbe"dir. "Reğîbe"nin çoğulu da "reğâib" dir. Kelime olarak "Regâib"in aslı budur.
Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir.
Söylenildiğine göre Peygamberimiz (s.a.v)’ ın Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır.Bu ayda tutulan oruçların yapılan ibadetlerinde Allah katında çok değerli olduğu şüphesizdir.Bu oruçları da Peygamberimiz birer ikişer gün ara ile tutarmış.
Şimdi tekrar başa dönersek Yüce Yaratıcının bu gecede kullarına (ragibetler) yani ikram ve ihsanlarda bulunduğu,dileyen kuluna uygun olan taleplerindekileri lütfettiği rivayet edilmiştir.Bilindiği üzere yüce Yaratıcı’ nın Lütfu ve İhsanı boldur.Çünkü O dilediğini dilediğine verme gücüne sahiptir.
Aslında İslâm çok kolay bir din dir.Beş büyük günahtan uzak duran bir insan için korkacak hiçbir şey yoktur.Şirk koşmak,haksız yere insan öldürmek,Yalan yere şahitlik etmek,Zina yapmak,Kumar oynamak,Gelecekten haber vermek(fal-büyü işiyle uğraşmak)gibi.Bu fiilleri işlemeyen kişi zaten güzel ahlak ile ahlak lanmış demektir.
İnsanlar olan farz ibadetler dışında yapılan ve sevabı(değeri)Allah katında daha makbul olan güzelliklerde vardır.Nedir bunlar.Yaşlı ve hasta ziyaretleri.Yani yaşlıları ve hastaları hoşnut etme,sevindirme,onların gönüllerini kazanma.Öksüz,dul ve yetimleri kollama,gözetme,onları sevindirme.Yoksullara yardım etme(ezmeden-başa kakmadan-pişman etmeden).Bu yardım konusunu biraz açalım.
Eskiden İstanbul’da Beyzade’ler vardı.Bu beyzadeler böyle yılın belli aylarında her hangi bir semte giderek,tanımadığı bir bakkal dükkanına girer,dükkan sahibinden VERESİYE defterini
İstermiş.Sonrada orada ki kişilerin hangilerinin borçlarını ödemede zorlandığını sorarmış. Sonra da tespit ettiği kişilerin borçlarını ödeyip gidermiş.Bu şekilde Beyzade kimin borcunu ödediğini,borçlu da hesabını kimin ödediğini bilmez ve karşı karşıya gelmezmiş.İşte yapılan yardımın güzelliği burada.Borçlu olan kendine yardım edeni tanımadığı için o kişiye karşı bir sorumluluk hissetmeyecektir.Önemli olan söz konusu yardımı Yüce yaratının bilmesidir
Tatlı dilli,güler yüzlü olmak.Ailesine,Akrabasına,komşusuna ve çevresine güler yüzle davranabilmek.Onları sevmek,saymak,saygı göstermek.Unutulmamalıdır ki bir TEBESSÜM bile bir sadaka sayılır.O nedenledir ki bulunduğumuz her ortamda insanlara bir tebessümü,bir selamı çok görmemeliyiz.Hal,hatır sorma,gönül alma da güzel davranışlar arasındadır.Bir tanıdığa,bir komşuya güler yüzle nasılsın demek,işyeri önünden geçerken selam vermek,hayırlı iş dilemek ne güzel bir alışkanlık olur.
İşte bu küçük dediğimiz davranışlar bile yarın kurtuluşumuz olabileceğini unutmamak lazım.Dediğim gibi büyük günahlardan kaçınıyorsak Yüce Mevladan niye korkalım ki.İşte bu gece Yüce Mevla bizden isteyin diyor.Bu akşam da Ellerimizin havaya açıldığı,gönüllerimizin huzurla dolduğu DUALARDA buluşmak dileğiyle,Yüce Türk Milletinin,soydaşlarımızın ve İslam aleminin REGAİB kandilini kutluyorum.Bir başka yazıda buluşuncaya kadar,dudağınızdan tebessüm,yüzünüzden gülücük eksik olmasın.
|
| ASKER MEHMETIM |
Edirneden karsa, bütün erlerim,
Kaplamış etrafı, tümden neferim,
Ayyıldız altında, yurdum yerlerim,
Şanlı ordum benim, asker mehmetim...
Şehit haberiyle, ağlar gözlerim,
Kızıl mendilimle, yüzüm silerim,
Ömür ahirinde, vuslat beklerim,
Şerefimdir benim, asker mehmetim...
Yıllaryılı hiçte, umut kesmedim,
Nice yiğit verdim, yine bezmedim,
Hedeften bir şüphe, asla sezmedim,
Şekilimdir benim, asker mehmetim...
Bilinmez sonsuza, yürür giderim,
Ateş düştü yakar, ondan kederim,
Anadolumdaki, bahar güllerim,
Şevkât bahçem benim, asker mehmetim...
Açtım elim göğe, dua ederim,
Toprağımda sükut, barış dilerim,
Rabbim zeval verme, yoksa niderim,
Şerbet dillim benim, asker mehmetim...
Hasret yüklü yürek, onu özledim,
Hergün şafak sayıp, yolun gözledim,
Oğul seni vatan, yurda sözledim,
Şah şemâlim benim, asker mehmetim...
Yazıp durdum yine, işte sözlerim,
Feryad figandayım, tutmaz dizlerim,
Ol mahşerde kanla, kurşun yüzlerim,
Şühedamdır benim, asker mehmetim...
---------------------------------------------
Benim Ülkemede Artık Ne Olur, Barış Huzur Gelsin !
Benim Ülkemin Analarının, Gözyaşı Kurusun Dinsin !
Benim Ülkemin Milletide, Hakkınca Mutlu Olup Sevinsin !
Benim Ülkemin - Vatanımın - Yöremin - Memleketimin...
YETER ARTIK...YETER ARTIK,...BUNCA ÇEKTiĞi YETSiN !
YETEEEEERRR....YETEEEEERRR...Y E T S i N...Y E T S i N...!!!
...............Y E T E R......Y E T S i N..............
Tüm Bu Umutların Oluşması Dileği vede Temennisiyle...
Uzak Ellerden Bizden Size Hepinize En içten Sevgilerle...
--------- Gurbetten Bir C A N - Gizemlikartal ---------
|
| ICINE TÜKÜREYIM |
Düzen tutmayan sazın,
Tutulmayacak olan sözün,
Okunmayacak olunca yazın,
Böyle yazarlığın içine tüküreyim …
Doğru haber vermeyen radyonun,
Sesleri doğru çıkarmayan piyanonun,
Düzgün elektrik üretmeyen dinamonun,
Takıldığı santralın içine tüküreyim …
Fakiri hor gören insanın,
Damarlarda dolaşmayan kanın,
İnsanı insan diye sevmeyen canın,
Kim olursa olsun içine tüküreyim ….
Oğlan dururken kız dolaşırsa barda,
Babası olursa oğlundan da hovarda,
Anada üttürürse paraları kumarda,
Böyle ailenin de içine tüküreyim….
Kitabı olmayan okulun,
Köprüsüz çaydan geçen yolun,
İnsana insanca konuşmayan dilin,
Bağlı olduğu ağzın içine tüküreyim….
İyileşmeyen kanlı çıbanın,
Sürüsünü iyi otlatmayan çobanın,
Halkına acı çektiren bakanın,
Partisinin içine tüküreyim…
MEHMET’ im karşısındayım yanlışın,
Zalime tutulan alkışın,
Fakirin sofrasına gelmeyen aşın,
Tarifini veren kitabın içine tüküreyim…
_________ MEHMET ASLAN _______
Mehmet ASLAN (Mehmet ASLAN)
Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
|
| BABAMA MEKTUP |
BABAMA MEKTUP
Gittiğinden beri sana yazamayışımı seni hiç özlemiyor oluşuma bağlayıp sakın üzülme.Çok kez denedim elime kalem almayı,ama satırlara gözyaşlarımı döktüm özlemim yerine.Beceremedim bir türlü yazmayı.
Fakat artık yokluğunla acıyan tüm yaralarıma başka merhemler sürerek avunmayı öğrendim.Dedim ya:Artık büyüdüm.
Hatırlar mısın?Hep dua ederdim kocam da senin gibi olsun diye.Senin gibi en aydınından,en anlayışlısından,çocuklarına en baba olanından bir adamla evlendim.Evlenmekle kalmadım kendimle beraber iki de evlat büyüttüm.Onlara sahip olunca anladım beni benim bildiğimden daha fazla sevmiş olduğunu.Kıt kanaat darlıkları bize hissettirmeden gösterdiğin okutma çabalarının zorluğuna şimdi varabildim.Şimdi olsaydı,gerekli gereksiz ister miydim cicili bicili oyuncakları,kalemtraşları.Özür dilerim affet düşünemedim.
Şimdi bu mektubu okuyanlar seni yılın belli zamanlarında hatırladığımı düşünebilirler.Sen öyle zannedip daraltma toprağını.Ben yıllardır her bindiğim belediye otobüsünde direksiyona seni görebilir miyim umduyla defalarca bakakaldım.Her dinlediğimde bir av hikâyesi,birlikte avlandığımız günlerden tek bir keklik kalmayışına ağladım.Tanımadığımız düğünlere gidip eğlenirken bir tanıdık tarafından enselenmenin tadına hiç varmadım.Ne kadar indirilse de duvardan sana ait fotoğraflar,ben senin yüzünü zaten unutamadım.
Kışları annemin bize gelişlerinde arkasından gelirsin diye kapıyı kapatamadım.Sonra gelişine umut bağladığım hayalini dışarda bırakırken anneme koşup iki defa sarıldım.
Sıcacık evimde bazen üşümek istedim.Soğuk kışlarda sana sokularak uyuduğum günlere kavuşmak özlemiyle.
Babalar tanımak istedim:Kızlarına Boncuğum diye seslenen.
Babalar duymak istedim:Nota nota musiki dinleyen.
Babalar görmek istedim:Kaşılıklı çiftetelli oynamayı iyi bilen.
Ben yıllar yılı içinde sen geçen her kitabı okudum.Her filmi izledim.Gelemedim ziyaretine sık sık biliyorum.Ama inan gördüğüm her mezar taşını sen diye okşadım.Anlamlı anlamsız seni her anımda yanımda aradım.Her bulamadığımda yeniden yetim kaldım,başımı dik tutamadım.
Öyle çaresizliğime bakıp sızlatma kemiklerini.Yazdıklarım ne kadar yalnız olsa da ,biryerlere geçici de olsa tutunup bak bu güne değin yaşadım.Sen benim için sakın üzülme.Rahat uyumana bak benim dertlerimle kendini sık boğaz etme.
Hadi daha fazla üzmeden seni.
BABALAR GÜNÜN KUTLU OLSUN BABAM.....
Ben yine çok özleyeceğim seni.
YASEMİN GÜLMÜŞ
|
| GENIS AILE LAKLAKLARI |
Genis Aile - Ulvi sözleri
--------------------------------------------------------------------------------
Genis Aile deki Cevahir Ulviye dedigi komik sözler birkaci burada:
Noel Babanın geyiğine kurbanda ortak giren ulvi
20 ile giden kamyonun arkasına asılan ulvi
Ani fren yapan otobüste herkesten daha çok sallanan ulvi
Cenaze evinde gülesi gelen ulvi
Tuvalette kağıda uzanınca kartonu gören ulvi
Papaza sübhaneke okuyup, aforoz olan Ulvi.
Üzerine kızgın şerbet döktürtme bana Ulvi.
Demliğin altını sıyırmayıp, bacağıma sıcak su damlatan Ulvi.
Bulaşık suyunda yıkarım seni Ulvi.
Nikah şekerinden utanmadan iki kere alan Ulvi.
Lan kafası su toplayan Ulvi.
Yetersiz Ulvi.
Otobüste boş yer kollayan Ulvi. Boş yer sanıp milletin çocuğunun üstüne oturan Ulvi.
Hazıra dayanamayan dağ eteği Ulvi.
Dış basında ses getiremeyen Ulvi.
Yok denecek kadar az Ulvi.
Kauçuk Ulvi.
Atletiko Ulvi.
Ulvi senin doğduğun, büyüdüğün, yaşadığın yere saldırırım Ulvi.
Çorapla koşan Ulvi.
Laylon poşetle, bayır aşağı kayan Ulvi.
Şampuanı sulandırıp sulandırıp kullanan Ulvi.
Andropoz olacam diye yanlışlıkla menopoz olan Ulvi.
Amansız Ulvi.
Az ulvi yüzde iki Ulvi.
Güneş enerjisiyle çalışan Ulvi.
Gazını kaçırırım Ulvi.
Gocuksuz Ulvi.
Kışın araba yiten Ulvi.
|
| aglatan sehir karaelams |
AĞLATAN ŞEHİR KARAELMAS
Sabah,öğle akşam vardiyasında,
Açar kara ağızlarını ocaklar,
Burnunda can kokusu, ciğrlerinde kömürün tozu,
Başında puslu lambası,içlerinde hep korku.
Bir nefeste yüzer kömürün iziyle alınteri,
Sürmeli gözlerindedir ölüm endişesi,
Paydos zili çaldığında geçmiş olsun dilekleri,
Gün ışığında kaybolur karanlığın izleri.
Yüzleri gibi kaderleri karadır madencinin,
Oysaki tek dertleri ekmek parasıdır,
Patlar grizular karalar bağlatır,
Analara,eşlere, bacılara ağıtlar yaktırır.
Heyyyy! yer altındaki karaelmas,,
Senin için ne canlar gitti,
Yuvalar söndü,çocuklar yetim kaldı,
Geride gökyüzüne kara bulutlar dağıldı.
Henüz hayatlarının baharındaydılar,
Tanıyamadan kömürü,ocakları,
Beşyüzkırk metre yerin altında,
Toz duman,alevler arasında,
Göçüp gittiniz onyedi Mayıs ’ta.
RUHUNUZ ŞAD OLSUN KARA MADENİN BEYAZ İNCİLERİ.......
|
| BILGI YARISMASINI YINE BILGILENDIRDIK |
16-05-2010 GÜNÜ SCHWÄBISCH-GMÜND SEHRINDE YAPILAN TÜRK OKULLARI BILGI YARISMASINA 9 BÖLGE OKULU KATILMISTIR:KATILAN OKULLAR ARASINDA YAPILAN YARISMANIN ILK ETABINDA 25 SORU SORULMUS OLUP BUNLARDAN 25 SORUYADA DOGRU CEVAP VEREN GAILDORF VE SONTHEIM OKULLARI 250 SER PUAN ALIP IKINCI TURA KALMISLARDIR;IKINCI TURDA DA SORULAN 5 SORUYA ÖGRENCILERIMIZ 5 DOGRU CEVAP;SONTHEIM ISE 4 DOGRU CEVAP VERMISTIR.BU SONUCLARDAN SONRA GAILDORF U TEMSIL EDEN ÖGRENCILERIMIZ TOPLAMDA DA 300 PUAN ALARAK GECEN YILIN RÖVANSINI ALMISTIR,BU YILIN SAMPIYONU ÖGRENCILERIMIZ OLMUSTUR,
KATILAN ÖGRENCILERIMIZ
BATUHAN CENK SAHIN
ONUR AYBAR
SERTAC UYSAL
EKIBIMIZI KUTLAR BASARILARININ DEVAMINI DILERIZ. |
| anneler gününe dair |
Varlığımızın sebebi olan annelerimizi yılda sadece birkez hatırlamak onların o ulvi makamlarına hakarettir. Sevgili peygamberimiz (s.a.v.) annelerimizi ne kadarda güzel tarif etmiş. ‘CENNET ANALARIN AYAĞI ALTINDADIR’ bir evlat için, cennete kavuşmanın yolu anneden geçer. . Anneler için söylenen bu ulvi mesaja kulaklarını tıkayanlar, taaaaa okyanus ötesinden gelen sese kulak vererek annelerine yılda bir gününü ayırmalarını yeterli bulmuşlar. Bari o günde annelerini mutlu etseler yine afferin diyeceğim, ancak işin arka planının hiçte öğle olmadığını biliyoruz.
Bizleri dokuz ay karnında, ikibuçuk yıl kucağında taşıyan ve daha nice yıllar eteğinden tutupta kendisini hiçbir zaman yanlız bırakmadığımız annelerimizİ nasıl olurda yılda birkez hatırlayabiliriz. Onlar bizim annelerimiz. Onları bütün ömrümüze yaysak bile haklarını ödeyemeyizDikkat edin annelerini sadece anneler günü hatırlayanların anneleri ya yaşlılar evindedir veyahutta huzurevlerinde.(istisnalar kaideyi bozmaz)
Kendi çocuğunu büyütünceye kadar yanından ayırmayan annelerin, bakıma muhtaç duruma geldiklerinde başkalarının merhametine terk etmek doğru değildir. Bu işin tabiatına aykırıdır. Nasılki anneler çoçukları için bütün zorluklara göyüs gerdiler, aynı şekilde çocuklarında anneleri için aynı zorluklara göyüs germeleri gerekir. Bu bir minnet değil en tabii görevimizdir.
Şunu unutmamalıyızki bugün kendi annesini huzurevinde ziyaret ederek bir karanfille işi geçiştirmeye çalışanların yarın kendilerininde aynı durumda kalacaklarını bilmeleri gerekir. Bu geçici dünya hayatında bazı zorluklara katlanmamız ahiretimiz için büyük bir sermayedir. Hiç bir iyiliğin boşuna gitmediğini düşünürsek olaya çok daha mantıklı bir şekilde yaklaşabiliriz.
Anneler günü kutlamasında annelerden daha fazla sevinenlerin çiçekçiler olduğuna inanıyorum. İllaki annene çiçek alacaksan başka bir günde al özellikle bügün alınmasının yanlışlığını ilerde göreceksiniz.
Bizim dinimizin öğretileri bütün güzelliğiyle ortada dururken, başkalarını örnek almak bir müslümana yakışmaz. Onlar belki o güzellikleri kendi dinlerinde veya inançlarında bulamadıklarından böğle belirli günlere sarılıyorlar, çünkü çaresizdirler.
Bu vesileyle yılın 365 gün ve 6 saatte, aralıksız olarak annelerimizi bağrımıza basacağımız günler dileyiğle ve onlar için ; Allah’ım ben çaresiz bir haldeyken nasıl merhamet kanatlarını üstüme gerdiğse, bugün yaşlılık halinde ayni merhametle kendisine yardım etmemizi nasip eyle diye dua etmemiz gerekir.
|
| 23 nisan bayrami |
01-05-2010 GÜNÜ YAPILAN 23 NISAN KUTLAMALARINI HAZIRLIYAN ÖGRETMENIMIZ ZEKARIYA POSTACI YA COK TESEKKÜR EDIYORUM;BÖYLE GÜZEL BIR PROGRAMI HAZIRLAYIP BIZLERE SUNDUGU ICIN: |
| TAS ATAN COCUKLAR |
TAŞ ATAN ÇOCUKLAR
Televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde gördük onları. Polise, askere taş atan çocuklar vardı sokaklarda. 13 – 17 yaşlarında çocuklar… Sonra gözaltına alındıklarını duyduk, gördük. Yargılanacaklardı. Terör suçuyla yargılanmaları gerekiyordu. Sonra birileri onların “çocuk” olduğunu söyledi, “masum”lukları gündeme getirildi, sanatçılar, sivil toplum örgütleri seferber oldu bu “masum çocuklar” için.
Yasa taslağı hazırlandı, meclisten geçti geçiyor derken durdurdular tasarıyı.
“İnsancıl”larımızın aksine, hiç sevmedim o taş atan çocukları. Hiç masum olmadılar benim gözümde. Evet, çocuktular, 13 – 15 yaşlarındaydılar ama suçluydular benim için. Çünkü taş attıkları kişiler askerdi, polisti. Daha doğrusu bu ülkenin bütünlüğünü temsil eden kurumlardı taşlanan, bu ülkenin bütünlüğüydü taşlanan.
Akılları ermiyordu dedi bazıları. Onları birileri yönlendiriyordu, dediler. Anneler babalar sahip çıkmadı dediler. Evet, hepsi doğruydu; ama bu neticeyi değiştirmiyor. Benim de on dört yaşında bir oğlum var ve şimdiye kadar hiçbir polise, askere taş atmadı. Atmaz da. Çünkü ben oğluma ülkemin bütünlüğünü korumakla görevli askere, polise düşman olanların karşısında olmayı öğrettim. “Askerin, polisin karşısında kim varsa sen onların karşısında olacaksın. Bayrağa, vatana, dinine, marşına karşı olanların karşısında olacaksın.” nasihatıyla yetiştirdim.
Sizin kaçınızın çocuğu polise, askere taş yağdırdı? Davul zurnayla askere uğurlanan fidanlar çocukluklarında askere, polise taş attı mı?
Taş atan çocuklar kadar onların anne-babası da suçludur benim nazarımda. “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” anlayışıyla çocukları sokaklara salan ebeveynler de masum değildir.
Televizyonlarda gördük, bir ramazan bayramı günü büyüklerden harçlık alan çocukların paralarını oyuncak tüfeklere verişini, sonra teröristçilik oynayışlarını. Spikerin sorduğu “Bu silahlarla ne yapacaksınız?” sorusuna verdikleri cevap hiç de masum değildi. “Askerleri vuracağız!” diyordu “taş atan çocuklar” tüm “masum”luklarıyla.
Yedi sekiz yıl kadar önceydi. Balıkesir çarşı merkezinde 14 yaşında bir çocuk kapkaç yaparken halk tarafından yakalanmış, polise haber verilmiş, polis de çocuğa kelepçe takarak araca bindirmiş ve merkeze götürmüştü. O akşam Kanal 7 televizyonu on beş dakika bu haberi vermişti. Efendim, o daha çocukmuş, nasıl kelepçe takılırmış? Polis nasıl böyle bir şeyi yaparmış? Hemen adı geçen tv yönetimini aramış, haber müdürüyle görüşerek ona şu soruyu sormuştum: “Sen hırsızdan yana mısın, hırsızla aynı safta mısın? Onun mağdur ettiği insanların hakkını göz ardı ediyorsun da neden hırsıza kelepçe takılmasını sindiremiyorsun? Üstelik daha önemli onca haber varken böyle basit bir haber için neden kafamızı şişiriyorsun?” Tahmin edeceğiniz gibi telefonu suratıma kapatmıştı hazret.
Balıkesir Ayakkabıcılar Çarşısı’nda esnaflık yapan bir Yücel amca vardı. Yaşlandım artık, deyip kapattı dükkanını. Zaman zaman onun yanına gider sohbet ederdim. Eskileri dinlemek, geçmiş zamanı, tarihi öğrenmek hoşuma giderdi ondan. Yücel amca sohbetlerimizin birinde şöyle demişti: “Eskiden bir suç işlendi mi onun cezası vardı. Paşa Cami avlusunda darağacı kurulurdu idamlıklar için. Sabah namazından önce idamlıklar getirilir, idam edilir, namazdan sonra da cesetler kaldırılırdı. Sonraki yıllarda saat dokuza kadar bekletilmeye başlandı cesetler. Bir sabah arkadaşımla korka korka gittik darağaçlarının olduğu meydana. Üç kişi idam edilmişti. Beyaz kıyafetleri vardı üzerlerinde ve şişmişti cesetler. Birine yaklaştım, boynundaki yaftayı okudum. Falanca oğlu, falancadan doğma falanca… Evin bacasından içeri girip yaşlı kadını öldürüp altınlarını çaldığı için idamına karar verildi, yazıyordu. O idamlar, ibret oluyordu hırsızlık yapmak, adam öldürmek niyetinde olanlara ve suçlar artmıyordu.”
Bir sabah polis telsizleriyle uyandım. Ne var, ne oluyor derken kapım çalındı, açtım. Bir memur: “Karşı apartmana hırsız girmiş ve bir daireyi soymuş. Sizin balkonda da ayak izleri var, sizde bir şey var mı?” dedi. Şaşırmıştım, hemen içeri koştum, balkon kapısı kapalıydı, zorlanmamıştı; ama balkonumda ayak izleri vardı. Bir de tiner poşetleri.
O gece kardeşim Ragıp’la sabaha kadar Hulki Cevizoğlu’nun programını izlemiştik, ben saat dörde doğru uykuya yenik düşmüş ve yatmıştım, Ragıp altıya kadar oturmuş. Işık kapalı, tv açık olunca hırsızlar balkon kapısına kadar gelmiş, içeride birileri olduğunu fark edince bizim balkondan inip karşı daireyi soymuşlar.
Büyük tedirginlik yaşadım. Oğlum o zaman dört yaşlarındaydı. Bali, tiner çeken hırsızların eve girdiklerinde ona zarar verebilecekleri ihtimali beynimi alt üst etmişti. Böyle bir olaya karşı tedbir olması için evin değişik yerlerine kesici, delici aletler monte ettim, kolay ulaşılabilecek, hırsızla burun buruna geldiğimde kullanabileceğim silahlardı benim için.
Bir akşam bir avukat arkadaşım oturmaya gelmişti evime. Duvardaki tedbirlerimi görünce sordu hocam, hayırdır, bunlar ne diye. Olayı anlatınca söyledikleri beni şok etmişti: “Aman hocam, sen ne yapıyorsun, demişti. Sakın ha, evine hırsız girdiğinde ona hiçbir şey yapma. Verebileceğin ne varsa ver gitsin. Hırsızı bırak öldürmeyi, yaralasan kendini kurtaramazsın, hapislerde çürürsün.”
Yahu olur mu öyle şey, dedim. Adam evime girecek, benim hayatımı, canımı, malımı tehlikeye sokacak ama ben ona müdahale edemeyeceğim öyle mi? “Evet, edemeyeceksin, etme de. Sadece bir şekilde müdahale hakkın var. O da eğer hırsız yatak odana girmiş, elinde silah var ve yüzü sana dönükse ona müdahale edebilirsin ve suçsuz olursun. Başka türlü müdahale edersen sen suçlusun.”
Peki, mümkün mü benim bu durumda ona müdahale etmem, adam yatak odama girmiş, elinde silah var ve yüzü bana dönük ve ben o sırada uykudan uyanmışım, bu adama silah çekip onu etkisiz hale getirme şansın binde kaç? Bu kanun beni değil, hırsızı koruyor, sözüme “Maalesef!” cevabını vermişti dostum.
Ben, hırsızı, eşkiyayı, teröristi koruyan kanunlar istemiyorum. Taş atan, dükkanların camlarını kıran, arabaları ateşe veren, ay yıldızlı al bayrağıma baş kaldıran, ülkemin bütünlüğünü korumakla görevli insanlara silah çeken, taşlar yağdıran kim olursa olsun cezasını çekmelidir. Üstelik bu ceza en ağır şekilde olmalıdır. Gerekirse darağaçları kurulmalıdır. “İnsan hakları, insan hakları…” diye teröristin, hırsızın hakkını savunanlar onlarla aynı safta yer alıyorlar. Ya hırsızın, teröristin mağdur ettiği, öldürdüğü, şehit ettiği insanın hakkı ne olacak? Onu kim savunacak?
İnsan olmayanlar, insan hakkından nasiplenmeye layık değildir.
|
| BIR YUMRUK VE BAKIS ACISI |
BİR YUMRUK VE BAKIŞ AÇISI
Zaman, seferberlik zamanıdır. Fakirliğin, kıtlığın, “tek adam”lı dönemin olduğu dönemdir. Köye vergi memurları gelir ve başlar köyün girişinden tahsilata. Bu arada sorar ilk bulduğu yaşlıya: “Falanca ne kadar mısır yaptı, filancanın kaç koyunu var?” Ali Ağa’yla husumeti olan yaşlı adamın eline fırsat geçmiştir. Tahsildar, Ali Ağa’yı sorunca üç ambar mısır yerine on ambar mısır yaptı der, koyunu, ineği, atı misliyle söyler.
Vergi memurları Ali Ağa’nın kapısına dayanır, bütün itirazlarına, ağlama sızlamalarına karşın elinde ne var ne yoksa alıp götürürler. Dönem kıtlık dönemi, seferberlik dönemi…
Ali Ağa çoluk çocuğuyla, eline bakan yetim yeğenleriyle aç kalmıştır. “Evin önündeki dut ağacının yapraklarını kaynatıp yiyorduk.” der Ali Ağa’nın 104 yaşında ölen eşi Gül Peri ana.
Ali Ağa bu sıkıntıya, açlığa dayanamaz, evde ekmek yapacak un yoktur. Satacak hayvan yoktur. Kalkar, Ordu’dan Sivas’ın Suşehri’ne, asker arkadaşından yardım istemeye gider. Dağlardan, yokuşlardan aşar, yürüyerek on günde Suşehri’ne varır. Arkadaşına derdini anlatır, bir miktar para ile yarım çuval buğday unu alır. Unu sırtına vurup düşer yine yollara. On günlük yoldan sonra varır köye.
Yağmur, çamur, soğuk aldırmadan çocukları için yürümüştür. Bir an önce eve varıp sıcak bir çorba kaynattırma derdindedir Gül Peri anaya..
Köyün girişinde ırmak üzerinde köprüde jandarma yolu kesmiştir. Ali Ağa’yı da durdururlar. Sorarlar ne var sırtındaki çuvalda diye. Ali Ağa’nın tüm direnmelerine rağmen sırtındaki çuvalı indirirler, açar bakarlar ki buğday unu. Kızar komutan: “Ulan biz mısır ununu bulamıyoruz, sen buğday unu yiyorsun ha!” deyip bir temiz döver Ali Ağa’yı. Aldığı un çuvalını da köprüden aşığı, Melet ırmağının sularına döker. Ali Ağa’nın üzeri aranır. Arkadaşından borç aldığı para bulunur. Yine kükrer komutan: “Şu paraya bak, millet kıtlıktan geberiyor, ağamız buğday ekmeği yiyor, cebinde parayla geziyor!”
Ali Ağa’nın parasına da el konur. Tüm yalvarmalarına, durumunu anlatmaya çalışmasına, ağlamalarına karşın dayak üstüne dayak yer. Boğazı düğüm düğüm, yara bere içinde varır eve. Günlerce konuşmaz. Zaman sonra anlatır yaşadıklarını eşi Gül Peri ana’ya ve bir vasiyette bulunur: “Vasiyetimdir, der, soyumdan gelen hiç kimse ..... Partisi’ne oy vermesin!”
O gün bu gündür, büyük dedem Ali Ağa’nın soyundan gelenlerin hiçbiri ..... Partisi’ne oy vermemiştir.
Dedem Ali Ağa, vergi memurlarının zulmüne karşın “Soyumdan gelenler devlete düşman olsunlar” dememiştir. Ali Ağa jandarmanın kendisine eziyetine karşın “Soyumdan gelenler askere düşman olsun!” dememiştir.
Ali Ağa’nın çocuklarından, torunlarından biri bile devlete asi olmamış; askere, polise düşman kesilmemiştir. Devlete asi olanın; polise, askere düşman olanın karşısında olmuştur.
Ahmet Türk’e atılan yumruğun ardından “Ellerine sağlık!” ifadesini kullandığım için değerli ağabeyim, yazar Ahmet Haldun Terzioğlu’nun “Farklı bir bakış açısıyla olayları değerlendir, bu yumruk iyi olmadı” sözü üzerine bu yazıyı yazma gereği duydum.
Bakış açımı değiştiremiyorum. Devlete asi olana, askere, polise kurşun sıkana bakış açımı değiştirme düşüncem hiç ama hiç yok. Eli kanlı katilleri barış elçisi; kalbi, zihni kara insanların demokrasi havarisi diye gösterilmesine hoşgörülü bir bakış açısıyla bakamıyorum.
Bakış açımı değiştirmem için bu güruhun her türlü terör düşüncesini bir kenara bırakması, imralı canisinin sözcülüğünü sürdürmemesiı ve şartsız olarak devlete itaat etmesi gerek.
|
|
|