| Üye Durumu |
Çevrimiçi Ziyaretçiler: 2
Çevrimiçi Üye Yok
Kayıtlı Üyeler: 28
Son Üyemiz: Sakaryam_54
|
| Sayac |
Online Misafirler: 2 Online Üyeler: Aktif üye yok
Kayitli Üyeler: 28 En yeni Üyemiz: Sakaryam_54
| Bügünki Ziyaretcilerimiz: | 6 | | Online Ziyaretciler: | 2 | | Ayni anda en fazla Ziyaretci sayisi: | 12 | | Bir Gün icinde en fazla Üye: | 1305 | | Dün icin Ziyaretci Sayisi: | 97 | | Bu ay Ziyaretciler sayisi: | 724 | | Toplam Ziyaretciler: | 59998 |
Son 24 Saat:
|
|
| benzettiler |
Benzettiler
Yeni bir afyondur yenen her lokma
Biber avrupalı, tuz avrupalı.
Gülücükler sahte kirpikler takma
Dudak Avrupalı, göz Avrupalı.
Bebeklikte benliğini yitiren
Tepe tepe tepemizde oturan
Bizi çıkmazlara alıp götüren
Ayak Avrupalı, iz avrupalı.
Birisi diskoda içer kıvırır
Birisi kulüpte konken çevirir
Yapmasını bilmez ki yıkar devirir
Ana avrupalı, kız avrupalı.
Kalıba uydurdu uyduklarımız
Yazmakla bitmez ki duyduklarımız
Paris modasıdır giydiklerimiz
Astar avrupalı, yüz avrupalı
En mahrem yerlerin kalktı örtüsü
Beş santim tırnaktır ellerin süsü
Bütün bunlar medenilik ölçüsü
Cilve avrupalı, naz avrupalı
İster sarı deyin isterse ırsi,
Büyük revaç buldu makbulün tersi
Duyduğumuz "okey, adiyös, mersi"
Ağız avrupalı, söz avrupalı
Her gün karşımıza on zıpır çıkar
Bağırır, çağırır, devirir yıkar
Dinler kulağımız gözümüz bakar
Şarkı avrupalı, saz avrupalı.
Başımız ayıkmaz binlerce halttan
Örf, adet gemimiz delindi alttan
Analar Muğla'dan, Van'dan, Tokat'tan
Bebek avrupalı, bez avrupalı
Sahnede ekranda hıyar dinleriz
Deliye, densize uyar dinleriz
Saçma çığlıkları duyar dinleriz
Şarkı avrupalı, saz avrupalı
Herkes soyunuyor açılmıyor ki
Sokakta boynuzdan geçilmiyor ki
Müslüman gavurdan seçilmiyor ki
Şekil avrupalı, poz avrupalı
Türklük bu mu desem bu diyecekler
Şampanyayı sorsam su diyecekler
Bir gün kökümüze hu diyecekler
Kabuk avrupalı, öz avrupalı.
|
| ruhunuza fatiha |

--------------------------------------------------------------------------------
Ruhunuza Fatiha
Yıllar önce köyün birine bir imam görevlendirilmişti. Gençti ve yeni evliydi. Gayretli ve çalışkandı. İnsanları namazla buluşturmak için çaba sarf eden samimi bir insandı.
Fakat ne kadar çabalasa da köyün erkeklerini, camiye cemaate çekmeyi başaramamıştı. Belki de yazın yoğun dönemi olduğu için cuma haricinde insanlar gitmiyordu.
Kapı kapı dolaştı, olmadı. İşlerinde yardımcı olmayı teklif etti, olmadı. Namazın hikmetlerinden bahsetti, yine olmadı...
Bir sabah köy, sala sesiyle uyandı. Herkes merakla kimin öldüğünü soruyor, ama kimse bilmiyordu. Tarlaya , bağa, bahçeye gitmeye hazırlanan köylü, soluğu camide aldı. Herkes imamın salayı bitirip çıkmasını bekliyordu.
Nihayet imam gözüktü. Biri atıldı hemen:
-Hoca kim öldü Allah aşkına? Kimsenin haberi yok, ismini de söylemedin...
O zamana kadar cemaati kapıda göremeyen imam, öfkeyle bağırdı.
-Kim olacak? Sizin ruhunuz ölmüş, onun için okudum salayı...Şayet ölmemiş olsaydı, dört aydır buradayadım, sabah namazına bir tek Allah'ın kulu gelip te saf durmadı. Ruhunuza Fatiha okuyun , ruhunuza!
Kimseye bakmadan geçti gitti. Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu.
Köy halkı bu olaydan sonra çok etkilendi. Sabah namazına da, diğer vakit namazlarına da devam edenler yavaş yavaş çoğaldı
alıntı |
| bilgi yarismasi gaildorf 2009 |
Bilgi Yarışması/Gaildorf
Schwäbisch Gmünd ve Çevresi Türk Okul Aile Birlikleri Derneği ‘nin bu sene ikincisini düzenlediği bilgi yarışması 22.03.2009 tarihinde Gaildorf ve Çevresi Türk Okul Aile Birliği ‘nin ev sahipliğinde Oberrot’ta gerçekleştirildi. Geçen sene olduğu gibi bu senede büyük bir ilginin olduğu yarışmaya Schwäbisch Gmünd, Heidenheim, Aalen,Bopfingen, Sontheim, Crailsheim, Schwäbisch Hall, Giengen ve Gaildorf bölgeleri katıldı.Ayrıca yarışmaya konuk olarak Belediye Başkanı Werner Strack ve Okul Müdiresi Susanne Bühler;de katılarak birer konuşma yaptılar .Bu sene ikincisi düzenlenen Bilgi Yarışmasında 1.liği Sontheim Bölgesi;nden Cihan Bal,Nur Sena Çalış,Sedanur Doğan 2.liği Gaildorf Bölgesi’nden Batuhan Şahin,Hilal İlişik,Onur Aybar 3.lüğü ise Giengen Bölgesi’nden Kemal Lelik, Sümeyye Yeşilırmak, Meliz Çakır kazandı. Yarışma, dereceye giren ve yarışmaya katılan diğer öğrencilerin hediyelerini almasıyla sona erdi




 |
| Heidenheim´da Bölge Okuma Yarışması |
HEİDENHEİM’DA BÖLGE OKUMA YARIŞMASI Schwäbisch Gmünd ve Çevresi Türk Okul Aile Birlikleri Derneği’nin katkılarıyla düzenlenen ve bu sene 4.’sü gerçekleştirilen Bölge “Türkçe’yi Güzel Okuma Yarışması” Heidenheim Türk Okul Aile Birligi’nin ev sahipliğinde Hellenstein Gymnasium’da yapıldı. Yarışma,Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile Winnenden’deki katliam için yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı.Schwäbisch Gmünd ve Çevresi Türk Okul Aile Birlikleri Derneği Başkanı Alattin Tutlu ve Heidenheim Türk Okul Aile Birligi Başkanı Lokman Şensoy’un günün anlam ve önemini belirten konuşmalarının ardından öğrenciler okuma yapacakları sınıfa sırayla alındılar. Etkinliğin diğer bölümünde,günün sunuculuğunu gerçekleştiren Türkçe ve Türk Kültürü dersleri öğretmeni Coşkun Ekici yönetiminde bir program gerçekleştirildi.Keman’da Tuğçe Ates birbirinden güzel sanat müziği parçalarıyla izleyicileri mest ederken,veliler ve çocuklar da çeşitli yarışmalarla hem eğlendiler hem de ödüllendirildiler. Yarışmanin jüriliğini ise bölge öğretmenleri yaptı.Oldukça çekişmeli geçen yarışma sonunda tüm öğrencilere hediye ve katılım belgesi verilirken,dereceye girenlere de kupaları takdim edildi.İşte sıralama ; 2.sınıflar: 1.Kaan Yolcu - Giengen 2.Aslı Tuncer - Schwäbisch Gmünd 3.Ceyda Tanrıkurt - Heidenheim
3.sınıflar: 1.Merve Özer - Bopfingen 2.Meltem Yıldırım - Schwäbisch Gmünd 3.Oğuzhan Özkan - Gaildorf
4.sınıflar: 1.Selen Akdeniz - Sontheim 2.Şevval Özsoy - Giengen 3.Büşra Gören - Schwäbisch Gmünd
5.sınıflar: 1.Kardelen Solmaz - Gaildorf 2.Melek Nurbay - Schwäbisch Gmünd 3.Seyfullah Yeşilırmak - Giengen
6.sınıflar: 1.Nursena Calış - Sontheim 2.Timur Yıldırım - Schwäbisch Gmünd 3.Merve Bakar - Heidenheim
7.sınıflar: 1. Sümeyye Yeşilırmak - Giengen 2.Gamze İkde - Schwäbisch Gmünd 3.Gizem Özkök - Crailsheim




|
| FIKRA |

--------------------------------------------------------------------------------
Bu hikaye Trakya'da geçmis gerçek bir olay; Yasli bir amca, eseginin üzerinde karayolunda seyretmektedir.
Bunu gören trafik polisleri, amcaya takilmak isterler ve durdururlar.
Polis: Be amca, necin dakman golani?
(Golan: Emniyet kemeri.)
Amca: Dakmam be iste!
Polis: E bak gördün mu, simdi ceza keseceyik.
Amca: Kes bakalim ne keseceysan da gidecem, acele isim var.
Polis: Peki amca, cezayi sana mi yazalim yogsam esege mi?
Amca: ???
Polis: Yani cezayi sana yazarsak bes milyon ödeycen, esege üç milyon ödeycen.
Amca: Bana kes o zaman.
Polis: Neden sana keseyon amca?
Amca: Onun sicili temiz ossun, polis yapcez onu !!!! |
| YAVUZ SULTAN SELIM |
Yavuz Sultan Selim
--------------------------------------------------------------------------------
Bir Osmanlı Hikayesi...
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafet yapmış, Kuşlar
Çarşısı'nı geziyormuş.
Avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli,
eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.
Bir ara gözü kekliklere ilişir padişah'ın.
Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, Tane işi satış fiyatı 1
yazıyor.
Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik
daha
var ki, fiyatı; 300 altın.
Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır.
Hayırdır der satıcıya, Bunun diğerlerinden ne farkı var ki,
bunlar
1
altın, bu 300 altın?
Satıcı,Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir
yana
bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor
diyor.Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar diye ekliyor.
Satın alıyorum diyor Padişah, Al sana 300 altın...
Parayı veriyor; hemen oracıkta kekliğin kafasını kesiyor.
Adam şaşırıp, Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını
koparttınız,
yazık değil mi diye dövünürken;
Padişah gürlüyor:
Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya
geç
budur...... |
| BIR YÖNETIM DERSI |
Bir Yönetim Dersi (Burnundan Kıl Aldırmayanlara)
--------------------------------------------------------------------------------
OSMAN
EFENDİ
(Bir Yönetim Dersi)
Osman Efendi bir sabah müthiş bir başağrısıyla uyanır. İlaç alır geçmez. Bir iki gün
bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, gider.
Lakin Osman Efendi'nin başağrısı artarak sürer.
Üstüne üstlük başağrısı yanısıra gözleri de yaşarmaya başlar. Başka doktorlar çağrılır...
Osman Efendi Uşak'ın ileri gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaadeder.
Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibisebebinide bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, başağrısından geceleriuyuyamayan Osman Efendi'yi İstanbul'agötürmeye karar verirler.
İstanbul'da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin tomografileri çekilir,
testler yapılır... Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir.
Oysa dayanması gittikçe zorlaşan başağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.
Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zürih'e gidilir.Haftalarca hastanede kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.
Sonuç:
Efendi'ye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman Efendi'ye ağrı kesici
iğneler verilir, altmışlarını süren adamın memleketine dönüp "dinlenmesi", daha doğrusu
son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir.
Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader" denilir, Uşak'a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.
Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendi'nin eski berberi "Berber Mehmet"
çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendi'yi tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.
Berber Mehmet bir an düşünür. "Beyim" der, "Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın?”
Bir bakar, "Hah işte" der. "Kıl dönmüş.“
Osman Efendi'nin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker.
Ev halkı Osman Efendi'nin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar. Berber Mehmet,
Osman Efendi'nin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla
kapı dışarı edilir.
Osman Efendi'nin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Başağrısından ise eser kalmamıştır.
Dönen kılın sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz ızdıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder.
Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet'i çağırtır ve ona bir servet bağışlar.
Şimdi bu gerçek hikayeyi niye anlattık?
Berber Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.
2. Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.
3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir.
|
| BIZ SATMAYIZ ADAMI |
Dost
Genç adamın biri,
Dermiş babasına her gün;
'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'
Baba, itiraz eder,
Olmaz öyle çok dost, hakikisi
Belki bir, belki iki,
Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...
Devam eder durur konuşma...
Aralarında başlar bir tartışma,
Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya...
Bir akşam bir koyun keserler,
Ve koyarlar çuvala.
Baba der ki oğluna,
'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.
Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adamı,
Koymuşlar çuvala,
Dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı,
Gider en iyi bildiği dostuna,
çalar kapıyı.
O dost, bakar ki bir çuval,
hem de kanlı,
Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşını,
Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.
Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.
evlat geriye döner.
Ama içten yıkılır...
Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der.
Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.
Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim.
Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.
O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye.
Bir çukur kazarlar birlikte,
Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
Üzerine de serpiştirirler toprak.
Belli olmasın diye dikerler sarımsak...
Genç adam gelir babasına;
'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca,
Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.
Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,
Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.
Sonra gel olanları anlat bana...'
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
Maksadı anlamaktır dostun hakikisini,
babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!
Der ki tokadı yiyen DOST;
'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'! |
| ibret alinmasi gereken bir hikaye |
bir hikaye
--------------------------------------------------------------------------------
İhtiyar Adam tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Kendi kendine düşünüyordu; "-Oh. . Be ferahladım. Ölümlü dünya". Oturduğu evin tapusunu, çocuğunun üstüne kaydettirmişti. Tapu dairesinden çıktıktan sonra bir küçük lokantada öğle yemeğini yedi, vakit geçirmek için parkları dolaştı. Bir parkta Cem Karaca'nın şarkısı çalınıyordu; "Allah Yar! Allah Yar!". Akşama doğru eve gitmek için yola çıktı. Bir yandan düşünceler içindeydi;
-Biz öldükten sonra bir sürü işlemle uğraşması gerek. Ne diye eziyet çeksin yavrum. Oğlunun kendisini nerdeyse zorla doktora götürüşü aklına geldi;
"-Kerata amma ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadar, ziyarete gelmeye de önem verse ya.
" Bir an dalgınlaştı;
"-Gerçi, gelin bizle geçinmeye çalışmıyor ama..."
derin bir nefes aldı
"-Boş ver canım, ne de olsa torunlarımın annesi.Eşine, çocuklarına iyi baksın da..."
Biraz da kendini teselli etmek için söylendi ...biz bu gün varız, yarın yoğuz. "
Evine yaklaşınca yine durgunlaştı,
"-Bakalım hanım ne diyecek? Gelin gelip-gitmiyor diye biraz kırgın ama.... "
Düşünceler içinde zili çalarken, güler yüzlü olmaya çalıştı;
"-Yook, iyi oldu canım.Biz ölünce oğlan rahat edecek, kötü mü?"
Hanımı kapıyı açtı. Gülümsemesini bozmamaya çalışarak hanımına;
-Nasılsın hanım bu gün bakalım? Hanımı elindeki çiçek suladığı kabı gösterdi;
-Ne yapayım, bir iki çiçekle uğraşıyorum yeşillik olsun diye. Eve girerken devam etti;
-İnsan şehirde özlüyor çiçeği, yeşilliği.
-Eee. . köy gibi olmaz buralar tabii. Kadının durgun yüzünde acı bir tebessüm dolaştı;
-Köy gibi olmaz dimi? Şimdi köyde olsak ne güzel olurdu. İhtiyar Adam bir an yüzüne baktı hanımının;
-Sen köyü pek sevmezdin! Geçen sene bir ay kalalım demiştim de
-Ben torunları özlerim. " Diye tutturmuştun. Kadın, yüzünü çiçeklere doğru döndü;
-Ne bileyim ben, düşündükçe bunalır oldum buralarda. İnsan çocukluğunun geçtiği yerleri özlüyor. Ağaçların altında, bahçelerde yürümeyi özlüyor.
-Allah Allah ! Tamam hanım gideriz. Sen iste yeter ki. Hele havalar ısınsın biraz gideriz
-Havalar Kim bilir ne zaman ısınır. Beklemek şart mı?
-Yahu hanım, bunca yıllık eşimsin hala seni tam anladım diyemiyorum. Bir gün köye gitmem diye tutturuyorsun, bir gün de hemen gidelim diye. Dur da bu gün ne oldu anlatayım. Kadın endişeyle baktı kocasına;
-Noldu, oğlanı mı gördün?
-Yok canım, nerden göreyim ! Koltuğuna oturdu, koynundaki tapu kağıdını çıkardı.
-Bu nedir biliyor musun?
-Hayırdır? -Hanım, yarın n3e olacağı belli olmaz, vademiz gelir de ölürsek,oğlumuz kapı kapı uğraşmasın, diye evin tapusunu onun üstüne yaptım. Hanımının tepkisini beklerken, onun yüzündeki acı gülüşü gülümseme sandı.Hanımı fısıldar gibi söylendi;
-Oğlumuz da bu gün buraya gelmişti, öğleden önce.
-Öylemi, vay hayırsız. Demedin mi, 'uzun zamandır niye gelmiyon' diye.Seni üzülmesin diye söylemiyordum ama 'bizi unuttu', diye kızmaya başlamıştım. Torunları da getirdi mi?
-Murat'ı getirmiş. O da "-Sıkıldım, gidelim. " Deyip durdu.
-Vay kerata vay. akşam gelse de ben de görseydim. Neyse, hayırdır, gündüz vakti niye gelmiş ? Hanımı elindeki kapta suyu bitmiş olduğu halde, çiçekleri sular gibi durarak masadaki kağıdı gösterdi;
-Şu kağıdı getirmiş. İhtiyar Adam, hanımının sesinde bir titreme hissetti ama emin olamadı.İçindeki sevinci kaybetmemeye çalışarak masadaki kağıda uzandı. Bir mahkeme kararı olduğunu gördü. Yaşlı kadın kızaran gözlerini kocasının görmemesine dikkat ederek, eşinin kolundan tuttu koltuğa oturmasını sağladı, tekrar çiçeklere doğru uzaklaştı. İhtiyar Adam, yakın gözlüğünü çıkardı ve içinden yavaş yavaş okudu. " Yaşı ilerlediği ve aklı muhakemesi yerinde olmadığına ve ekonomik varlığını idare ve idame edemeyeceği, ekteki doktor raporuyla da tespit edildiğinden, taşınır ve taşınmaz varlıklarının, resmi varisi oğlu Süleyman tarafından idaresine karar verilmiştir. " Resmi kağıt, yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. Başını yere eğdi, kağıda boş boş bakmaya başladı. Hanımı, gözlerini sildikten sonra çiçeklerin başından ayrılıp yanına geldi. Eşinin titreyen ellerini tuttu. İhtiyar Adam, oğlunun neden kendini doktora götürdüğünü anlamıştı.. Yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak;
-Üç senedir uğramadık, köydeki ev ne haldedir?
-Canım ne olacak, bir gün de temizlerim ben.
-O evde, dizlerin üşürdü senin. İhtiyar kadın, daralan göğsünü hafifçe bastırdı, "Yüreğimin üşümesi daha kötü diye düşündü".
-Merak etme, üşümem...üşümem...
-Yarın mı gidelim diyordun?
-Sen bilirsin bey.
-Eşyaları bir taksiye atarsak, Son otobüse yetişiriz.
-Olur. . Köyde zaten iyi kötü eşya var, ben hemen hazırlanırım.
-Hazırlan. şu kağıdı da tapuyla beraber masaya koyuver, oğlan gelince aramasın. İhtiyar adam, içinden düşünüyordu,
"-Dünya fani, Allah Yar" İhtiyar kadın, birileri gelmeden gitmek ister gibi telaşla hazırlanıyordu. Giysileri bir çantaya tıkıştırdı. Fotoğrafları duvardan toplarken oğlununkine bir an baktı, aldı, bir an düşünüp çantaya koymaktan vazgeçti. Masadaki kağıtların üstüne ters olarak bıraktı. En son duvardaki bir küçük patiği aldı, öptü. Bu büyük torununa ördüğü ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı mavi patiklerdi. Çantaya, fotoğrafların üstüne yerleştirirken, mavi patiklerin üstüne düşen göz yaşlarını yavaşça sildi.
Alinti Paylasmak istedim umarim sizinde hosunuza gider |
| Temel ile Karisi |
Fadimenin Degeri
--------------------------------------------------------------------------------
Temel ve karisi Fadime alisveristen dönerken kavga etmeye basladilar. Temel: Sen bes Para etmezsin, dedi. Fadime bozuldu : öyle mi ? kanitlasana !!! Temel : Dur Kanitlayim , dedi ve bir taksi cagirdi : Fatih´e Kaca götürürsün ? - Bes milyon Liraya , bayim der taksici . Ya karim da birlikte olursa ? Degismez , ayni fiyat der taksici . Temel , Fadime´ye dönerek : Gördün mü ?! dedi . Seni hesaba bile katmiyor !!!
|
| Din Dersi ögretmeni |
din dersi ögretmeni
--------------------------------------------------------------------------------
Okulun birine yeni bir din dersi ögretmeni atanmis ve adam ilk dersine girmis tanismak icin ögrencilere teker teker isimlerini sormaya baslamis önce ön siradaki kiza sormus:"Söyle bakayim evladim adin ne senin?"
kiz "adim Kevser efendim" demis.Bunun üzerine ögretmen "A ne güzel oku bakalim Kevser suresini demis .Kizda kevser suresini okumus.Ondan sonra Ögretmen bir ögrenciye daha adini sormus oda"ismim Fatih Hocam"Demis.Tabii ögretmende hemen oku bakayim Fatiha suresini demis.Oda okumus.Ondan sonra Ögretmen arka siralarda bir ögrencinin utanarak sanki saklaniyormus gibi oturdugunu farketmis.Cocuga dönüp "Hayrola evladim neyin var adin ne senin bakalim?"diye sormus Cocukta dahada korku dolu bakislarla demiski:
"Ögretmenim benim adim yasin ama arkadaslar bana kisaca sübhaneke derler |
|
|